Kurtulmuş: CHP binasına polisle girilmesi tüm Türkiye'ye zarar verdi
- Varol Report
- 5 gün önce
- 4 dakikada okunur

Cumhuriyet Halk Partisi'nin (CHP) 38. Olağan Kurultayı hakkında yargı mercileri tarafından verilen "mutlak butlan" (tamamen geçersizlik) kararının ardından, yalnızca ana muhalefet partisinin kendi iç dinamiklerinde değil, Türk siyasetinin genel işleyişinde de son derece sarsıcı ve emsali nadir görülen bir süreç yaşanmaya başlamıştır.
Bu hukuki müdahalenin ardından parti genel merkezinde, meclis koridorlarında ve kamuoyu önünde cereyan eden olaylar, devletin en üst düzey makamlarından biri olan Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanlığı'nın da gündemine girmiştir. TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Nefes yazarı Aytunç Erkin'e verdiği kapsamlı röportajda, yaşanan bu yönetim ve meşruiyet krizinin yasama organına yansımalarını, devlet ciddiyeti çerçevesinde değerlendirmiştir.
Kurtulmuş'un açıklamaları, krizin sadece bir partinin iç meselesi olmaktan çıkarak, Türkiye'nin demokratik kurumlarına ve siyaset kurumunun genel itibarına nasıl etki ettiğini derinlemesine analiz eden son derece kritik vurgular içermektedir.
Kolluk Kuvvetlerinin Müdahalesi ve Sivil Siyasetin Sınırları Üzerine Saptamalar
Sürecin en çok tartışılan, kamuoyunda en büyük infiali yaratan ve görsel hafızalara kazınan anlarından biri hiç şüphesiz CHP genel merkez binasına emniyet güçlerinin girmesiyle oluşan tablodur. Demokratik rejimlerde siyasi partilerin merkezleri, sivil iradenin ve sivil siyasetin en dokunulmaz, en saygın alanlarından biri olarak kabul edilir. Bu tür mekanlara polisin girmesi, siyasi tarihimiz açısından her zaman travmatik sonuçlar doğurmuştur.
TBMM Başkanı Kurtulmuş, yargı kararının uygulanması aşamasında ortaya çıkan bu tatsız görüntüleri değerlendirirken, siyasetçilerin hukuki süreçlere itiraz etme hakları ile hukukun fiili olarak uygulanmasına gösterilen direnç arasındaki o ince ve kritik çizgiye dikkat çekmiştir. Kurtulmuş, demokratik bir hukuk devletinde siyasi eleştirinin meşruiyetini kabul ederken, eylemsel itaatsizliğin yaratacağı tahribata şu net sözlerle işaret etmiştir:
"CHP binasına polisin girip o görüntülerin ortaya çıkması sadece Cumhuriyet Halk Partisi'ne zarar vermedi, bütün Türkiye'ye zarar verdi. Siyaset, 'Ben bu karara uymuyorum, bu mahkeme kararını kabul etmiyorum, benimsemiyorum' deme hakkı veriyor siyasetçiye ama mahkeme kararlarının sonuçlarına fiziken direnme hakkını vermiyor"
Dokunulmazlık Fezlekeleri
Krizin bir diğer önemli ve hukuki boyutu ise parti yöneticileri, mevcut grup başkanvekilleri ve özellikle Özgür Özel hakkında meclise sunulan fezlekelerdir. Siyasi partiler kanunu ve meclis içtüzüğü çerçevesinde, milletvekillerinin yasama dokunulmazlıklarının kaldırılması talebini içeren fezlekeler, parlamenter sistemin en hassas mekanizmalarından biridir.
Bu süreçte fezlekelerin hızlı bir şekilde işleme konulup konulmayacağı, TBMM Başkanlığı'nın krizdeki tutumu açısından bir turnusol kağıdı olarak görülmektedir. Kurtulmuş, bu noktada son derece temkinli, devlet adamlığına yakışır ve siyasi tansiyonu düşürmeyi hedefleyen bir yaklaşım sergilemektedir. Fezlekelerin birer siyasi cezalandırma veya müdahale aracı olarak kullanılmasının yaratacağı tehlikelere dikkat çekerek, meclisin mevcut işleyiş ritmini koruyacaklarını belirtmiş ve şu değerlendirmeyi yapmıştır:
"Mecliste şu anda bile çok sayıda fezleke var. Bunların hiçbirisi doğal olarak gündeme getirilmiyor. Yani fezleke meselesi bambaşka bir siyasi oyunun kapısını açar. Dolayısıyla bakalım. Süreç henüz oralara gelmedi"
En Kısa Sürede Kurultay Çağrısı
Yaşanan bu idari, hukuki ve siyasi kaosun ortasında, çözümün nerede aranması gerektiği sorusu büyük önem taşımaktadır. Gazeteci tarafından yöneltilen "Meclis Başkanı olarak beklentiniz nedir?" şeklindeki doğrudan ve çözüm odaklı soruya Kurtulmuş, siyasi partilerin en temel yapı taşı olan "delege iradesine" atıfta bulunarak yanıt vermiştir. Bir siyasi partinin yönetim meşruiyetinin kaynağı, mahkeme salonları veya polis kordonları değil, o partinin üyelerinin ve delegelerinin hür iradesiyle sandığa yansıttığı kararlardır. Kurtulmuş, hukuki düğümün ancak demokratik bir yöntemle, sandık kurularak çözülebileceğini belirterek beklentisini şu şekilde formüle etmiştir:
"CHP'nin delege iradesini tekrar ortaya koyması bir an evvel uygun bir zamanda kurultayın yapılması siyasi partiler hukuku bakımından önemlidir"
Meclis Grup Toplantıları Çıkmazı
Krizin TBMM çatısı altındaki en sıcak yansıması ise salı günleri gerçekleştirilen ve partilerin kamuoyuna seslendikleri en önemli platform olan grup toplantılarında yaşanmaktadır. Kemal Kılıçdaroğlu'nun mahkeme kararıyla genel başkanlık sıfatını geri alması ile Özgür Özel'in grup başkanı olarak sahip olduğu fiili gücün meclis salonlarında çarpışması, TBMM Başkanlığı'nı adeta bir hakem konumuna zorlamıştır. Karşılıklı taleplerin ve baskıların zirve yaptığı bu ortamda Kurtulmuş, meclis idaresinin kurumsal sınırlarını son derece net bir biçimde çizmiştir. Kendisine yöneltilen, bir tarafın müdahale beklediği diğer tarafın ise bunu bir iç mesele olarak gördüğü yönündeki tartışmalara istinaden, ilk andan itibaren sergiledikleri tutumu şu sözlerle özetlemiştir:
“Bu mesele, Meclis Başkanlığını ilgilendiren bir mesele değildir. Bu, bir siyasi partinin iç meselesidir, taraf olmayız, olamayız, taraf olmamıza imkan verecek bize verilmiş olan bir sorumluluk yok”
Yakın Tarihten Çarpıcı Bir Emsal: 1993 SHP Krizi ve TBMM'nin Kurumsal Hafızası
Kurtulmuş, aldığı bu tarafsızlık kararının sadece kişisel bir tercih olmadığını, aynı zamanda TBMM'nin kurumsal hafızasında ve devlet geleneğinde sağlam bir yeri olduğunu tarihi bir örnekle desteklemiştir. 1993 yılında Sosyal Demokrat Halkçı Parti'de (SHP) yaşanan ve Murat Yalçın'ın genel başkanlığı döneminde patlak veren krizi hatırlatmıştır. O dönemde milletvekili dahi olmayan Sayın Aydın Güven Gürkan'ın, genel başkana rağmen meclis grubunu toplayarak grup başkanı seçilmesi süreci, bugünkü tabloyla büyük benzerlikler taşımaktadır. Kurtulmuş, o çalkantılı dönemde merhum TBMM Başkanı Hüsamettin Cindoruk'un sergilediği devlet adamlığı duruşunu örnek göstererek, o dönemde de meclis başkanlığının bu işlere hiç karışmadığını ve taraflara “Bu mesele bir partinin iç meselesidir, çözün” şeklinde tarihi bir tavsiye ile yaklaştığını aktarmıştır.
Meclis Başkanlığı'nın bu süreçte tamamen hareketsiz kalmadığını, sadece yasal ve bürokratik zorunlulukları yerine getirdiğini vurgulayan Kurtulmuş, idari süreçleri şeffaf bir şekilde özetlemiştir. Kemal Kılıçdaroğlu'nun mahkeme kararını ibraz etmesiyle genel başkanlığının resmi TBMM kayıtlarına alındığını, öte yandan Özgür Özel'in meclis grubu iç yönetmeliğine uygun olarak yaptığı seçim sonucunda grup başkanlığının da aynı ciddiyetle tescil edildiğini ifade etmiştir. Hatta bu tarafsızlık ve kurala bağlılık ilkesinin bir göstergesi olarak, grup başkanlığı odasındaki genel başkan yazısının o gün hızla kaldırıldığını detaylandırmıştır.
Tüm bu bürokratik adımların ardından Kurtulmuş, Cumhuriyet Halk Partisi yönetimine ve her iki kanada da kamuoyunun gözü önünde çok açık ve net bir çağrıda bulunarak “Bu meseleyi CHP'nin kurumsal kimliği içerisinde çözün” demiştir. Ancak sahadaki gerçekliğin bu çağrıya pek uymadığını üzülerek müşahede eden Kurtulmuş, tarafların meclisteki grup toplantı salonlarını parti içi bir güç gösterisine, bir bilek güreşine ve karşılıklı alan kazanma mücadelesine çevirmelerinden duyduğu rahatsızlığı dile getirmiştir. Meclis Başkanlığı makamının tanımı ve anayasal konumu gereği tarafsız bir noktada durması gerektiğini, ihtiyaç hasıl olduğunda ve yeri geldiğinde çözüm üretebilecek hakemlik kabiliyetini korumasının tüm ülkenin menfaatine olduğunu vurgulamıştır.
Kurumsal Kimliğe Saygı ve Parlamento Adabının Korunması
Açıklamalarının ve sürecin genel bir özeti niteliğinde olan en net uyarı ise TBMM'nin fiziksel ve manevi ağırlığına dair yapılmıştır. Türkiye Büyük Millet Meclisi, ülkenin en yüce karar organı, milletin kalbi ve demokrasinin tecelligahıdır. Parti içi anlaşmazlıkların, sloganların, karşılıklı gövde gösterilerinin ve hizip çatışmalarının bu kutsal çatı altında bir fiziki kavgaya veya panayıra dönüşmesine kesinlikle müsaade edilmeyeceği, parlamentonun ağırlığına yakışmayan hiçbir eyleme geçit verilmeyeceği en yalın ve çarpıcı haliyle şu tek cümlelik ikazda vücut bulmuştur:
"Meclis miting alanına dönüşemez"



Yorumlar